Randevu Al

BASINDA BİZ

Egeli firmaların çalışanlarını motive etmek istiyor- Vitae Dergisi

Egeli firmaların çalışanlarını motive etmek istiyor- Vitae Dergisi
01 / 06 / 2013

Egeli firmaların çalışanlarını motive etmek istiyor- Vitae Dergisi

Egeli firmaların çalışanlarını motive etmek istiyor- Vitae Dergisi

Eklenme Tarihi: 01 / 06 / 2013

Tarık Gandur / Psikoloji-2002 / Motive Psikolojik Hizmetler’ in Kurucusu

Çalışanın psikolojik durumunun performansı doğrudan etkilediği düşüncesiyle, kurumlara yönelik farklı ve etkili psikolojik hizmet ürünleri sunmak için çalışıyor.

Girişimci olma fikri kendi işini kurmadan bir iki yıl kadar önce filizlenmeye başlar. Üniversitede okurken “Bilgi’de Sinema” isimli bir etkinlikte asistanlık yapar. “Bilgi’de Sinema”da çalışmanın kendisi için hem keyifli hem de öğretici bir süreç olduğunu belirten Tarık, mezun olmadan önceki yaz, Ankara’da o zamanki adı ile Dışkapı SSK hastanesinde, psikiyatri kliniğinde staj yapar. Bu stajın şu an yaptığı iş ile doğrudan alakalı olması nedeniyle çok verimli bir staj olduğunu dile getiriyor.

Birbirinden farklı işlerde çalıştı

Mezun olduktan sonra, bir önceki yıl staj yaptığı Ankara SSK Dışkapı Hastanesi Psikiyatri kliniğinde gönüllü olarak çalışmaya başlayan Tarık, bu işin ileride ortağı ve eşi olacak Pınar Akdemir ile tanışmasına vesile olduğunu belirtiyor. Ardından biraz daha iş dünyasına ve ticarete yönelir. O yıllarda ailesi büro malzemeleri ve baskı/kopyalama üzerine bir firmanın sahibidir. Bir süre bu firmada çalışan Tarık, burada 10 kişilik bir ekibin liderliğini üstlenir. Ardından biraz daha kurumsal deneyimler edinme isteğiyle kendini Turkcell ile ortak yürütülen bir projenin içinde bulur. KMT isimli bir firmada çalışır ve 150 kadar kurumsal Turkcell müşterisinin yönetimi ve teknoloji konusunda danışmanlık yapar.

Bu pozisyondan ayrıldıktan sonra, KMT’ deki işvereni Kemal Kocamustafaoğulları ona asistanlık teklif eder. Avrupa Birliği’nin finanse ettiği projelere teklif hazırlama, potansiyel partnerler bulma gibi çeşitli konularda Kemal Kocamustafaoğulları’ na part-time asistanlık eder. Ardından subay olarak askerlik görevini yerine getirir. Askerdeyken Rehberlik ve Danışma Kısım Amiri olarak görev yapar. Askerlik bitince, iş arayışına geçer. Aslında istediği kendi mesleğini yapmaktır ama bir yandan da işletmenin, yönetimin de içinde olmak ister. Mersin’de alanında uluslararası başarılara imza atmış bir dış ticaret ve lojistik firması olan, İmisk AŞ’ de önce depo bölümünde işe başlar. Burada üç yıl uluslararası ticaretten, lojistiğe ve finansa kadar pek çok bölümde çalışır. Büyük bir firmanın nasıl yönetildiğini tam anlamı ile görme şansı yakalar.

Eşiyle danışma merkezi kurdu

Buradaki deneyimden aldığı cesaretle 2011 yılında İzmir’ de özel bir aile danışma merkezi olan Motive’yi eşiyle birlikte kurar. Son iki yıldır Motive Psikolojik Hizmetler & Aile Danışma Merkezi’nde Sorumlu Müdür ve Uzman Psikolog olarak çalışan Tarık, bu süreçte pek çok eğitim alır ve azımsanmayacak sayıda danışmanlık deneyimi edinir.

Kurum olarak bireylere, ailelere ve kurumlara psikolojik destek ve danışmanlık hizmetleri verdiklerini söyleyen Tarık, bireysel terapi aile terapisi, çift terapisi gibi bireysel yöntemlerin yanında öfke, stres, iletişim, anne baba tutumları gibi konularda hem bireylere hem de kurumlara seminer ve workshop hizmetleri veriyor. Amaçlarının hem ailelere, hem bireylere hem de kurumlara aile danışmanlığı, psikolojik danışmanlık ve eğitim desteği sağlamak olduğunu ifade eden Tarık, “İzmir’ de bu tarz programları, psikolojik destek alanında geliştirmek istiyoruz. Geçtiğimiz aylarda bu sektördeki önemli global oyunculardan biri ile, İzmir’ deki müşterilerine, ihtiyaç duyduklarında, Çalışana Psikolojik Destek hizmeti sunmak üzerine bir protokol imzaladık. Bu tarz işbirliklerine devam etmek istiyoruz. Ayrıca yakın zamanda kendi Çalışana Psikolojik Destek programlarımızı oluşturup Egeli firmaların hizmetine sunmayı hedefliyoruz” diyor.

2009 yılında BİLGİ’ de aldığı Elektronik MBA programını bitiren Tarık, ardından kendi işini kurduktan sonra Ege Üniversitesi’ nde Psikoloji (Aile Danışmanlığı) Yüksek Lisansı yapar. BİLGİ’de yaptığı MBA’ ın işin pazarlama ve finans gibi yönetimsel taraflarında çok yararlı olduğunu söyleyen Tarık, Motive’ yi İzmir’in hatta Ege’ nin önemli eğitim ve hizmet merkezleri arasına sokmayı hedefliyor. İş dışında bilgisayar ve teknolojiye oldukça düşkün olan Tarık, sıkı bir Apple hayranı, bunun dışında okumaya da ciddi vakit ayırıyor.

DÜN 

HASAN BAHÇEKAPILI

KUŞTEPE KAMPÜSÜ’NÜN ÇİMLERİ

BUGÜN

STEVE JOBS, STEVE DE SHAZER

EVİ

EN SON

GETTING THINGS DONE

ARGO

ANKARA

Evlilik Üzerine - Sabah Gazetesi Egeli

Evlilik Üzerine - Sabah Gazetesi Egeli
05 / 03 / 2013

Evlilik Üzerine - Sabah Gazetesi Egeli

Evlilik Üzerine - Sabah Gazetesi Egeli

Eklenme Tarihi: 2013-03-05

Sonbaharı geride bıraktığımız şu günlerde, herkeste bir karamsarlık hali var nedense. Özellikle de evli çiftlerde. Zaten İzmir' in boşanma oranlarındaki artış, bazılarının diline dolanmış durumda, malumunuz. Peki neden böyle? 

Sekiz yıldır eşimle mutlu bir birlikteliğimiz var. Bunun nedeni, belki de, her sorunda, anlaşmazlıkta çözümü kapının dışında aramamamız, konuşmaktan, tartışarak ortak bir noktada buluşmaktan vazgeçmememiz. Oysa şimdilerde, yeni evlilerde, özellikle genç çiftlerde, ortak bir davranış kalıbı var. "Hayata bir kere geliyorum, onu da kimsenin derdini, tasasını çekerek heba edemem" diyorlar! 

Bu bakış açısı bile evliliğe ne kadar yanlış perspektiften baktıklarını gösteriyor aslında. Oysa bence evlilik bir seçim yapmadır. Bu seçimi yaptığınız zaman, diğer seçenekler kapının dışındadır ve bu kararı alan da sizden başkası değildir zaten. Aynı evin içinde, her haline tanık olduğunuz biriyle bir ömrü geçirmek bazılarına oldukça ütopik geliyor, farkındayım. Ama insan tek başına yaşayabilen bir varlık değildir ki zaten. Her şey karşıtıyla mevcuttur doğada. Kadın ve erkek gibi... Kadın ve erkek birbirini tamamlar, yarımı bütünler. 

ŞİDDETTE BİRİNCİ Mİ!

Konu evlilik ve boşanma olunca, elbette konunun uzmanına sormak en iyisi. Ben yalnızca kendi tecrübelerimden süzdüklerimi paylaştım sizlerle. Motive Aile Danışma Merkezi' nden, Psikolog Pınar Akdemir Gandur' a öncelikle bu boşanma vakalarındaki artışı sordum.

Gerçekten de İzmir' de durum bu kadar kötü mü? Geçen hafta kadına şiddette birinciliğin İzmir'de olduğunun ortaya çıkmasıyla, boşanmaların artması herhalde bir paralellik taşıyordur. Gandur' un verdiği bilgiye göre; TÜİK' in (Türkiye İstatistik Kurumu) 2011 istatistiklerine bakıldığında, İzmir' de boşananların evlenenlere oranının, hem Türkiye ortalamasından hem de İstanbul' dan daha yüksek olduğu görülüyor. Bu durumun sebebi hakkında Pınar Hanım, ancak tahmini konuşabiliyor. Ne de olsa, elde yeterli araştırma verisi henüz yok. Onun tahmini, İzmir'de taşra olarak geçen ilçeler dahil, kişilerin daha bireyselleşmiş olduğu ve diğer bölgelerimize oranla sadece şehirde değil, taşrada da boşanmanın biraz daha normalize edildiği yönünde. Yani bir başka deyişle, boşanmak isteyen bireylerin daha az baskı ile karşılaştığını ve boşanmış kişilerin özellikle de kadınların daha rahat yaşamlarını sürdürdüğünü tahmin ediyor. Şiddetteki birincilik bana durumun pek de öyle olmadığını düşündürüyor gerçi. Ama hem Gandur' unki hem de benimki, tahmin olmanın ötesinde değil. Bu konuda kadın örgütleri daha kapsamlı araştırmalar yapmalı sanırım. 

TEHLİKE ÇANLARI 

Evliliği sürdürmek için, evlilik terapisine başvurmak çare olabilir. Birçok çift, daha ortada bir sorun yokken bu terapisine gidiyor artık. Tek başımıza bile hayatta yol almak oldukça çetrefilliyken, iki kişi aynı istikamete gitmenin zorluğunu varın siz hesap edin! Yine de "Ben sorunu görmeden, kimseye danışmam" derseniz; ilişkinizde şu sorunları gözlemliyorsanız, dikkatli olun. Aranızdaki iletişim bozulmuşsa, ilişkinize dair olumsuz düşüncelere ve duygulara sahipseniz, aranızdaki çatışmalar artmışsa ve bu çatışmaları çözmekte zorlanıyorsanız, birlikte hareket edemiyor ve ilişkinizde ortaklık sağlayamıyorsanız... Tehlike çanları çalmadan, siz bir evlilik terapistinin kapısını çalsanız iyi olur.

İDEAL EVLİLİK NE? 

"Peki, ideal evlilik diye bir şey var mı?" diye soruyorum Gandur' a. Ne anlamalıyız ideal bir evlilikten? İşte aldığım yanıt, "İdeal/ mükemmel/ sorunsuz bir hayat nasıl çok gerçekçi bir beklenti değilse; evliliği de 'ideal ya da ideal olmayan bir evlilik' şeklinde bir kalıp içerisinde değerlendirmek, çiftlerin arasında önyargı ve eleştirilere yol açacaktır. Evliliklerde, ilişkinin kalitesini belirleyen şey çiftlerin karşılıklı uyum ve doyumlarıdır. Eşler birbirlerini samimi ve önyargısız bir şekilde dinlemeye ve anlamaya çalışıyorlarsa, birbirleriyle konuşma üslupları ve kendilerini ifade ediş şekilleri uygunsa, nitelikli zaman geçirebiliyorlarsa, çatışmalarını etkili bir şekilde çözebiliyorlarsa ve hayatlarındaki temel konularla ilgili ortak bir tutum sergileyebiliyorlarsa, ortada uyumlu ve doyumlu bir evlilik vardır diyebiliriz." 

Belki de son sözü, Byron' a bırakmak lazım. "Bütün trajediler ölümle biter, bütün komediler evlilikle." 

Ne dersiniz? Bu sözü iki tarafa da çekiştirmek mümkün. Siz hangi taraftasınız?


gulsahelikbank@gmail.com

Sorun Çözümüne Profesyonel Bakış - Hürriyet Ege

Sorun Çözümüne Profesyonel Bakış - Hürriyet Ege
10 / 07 / 2011

Sorun Çözümüne Profesyonel Bakış - Hürriyet Ege

Sorun Çözümüne Profesyonel Bakış - Hürriyet Ege

Eklenme Tarihi: 10 / 07 / 2011

ÇIKIŞ Noktası 'Sorunları Çözmek' olan Motive Psikolojik Hizmetler, sorunların çözüm sürecinde bireylere profesyonel bir bakış açısıyla destek vermeye başladı. Psikolog Tarık Gandur ve Uzman Psikolojik Danışman Pınar Akdemir Gandur' un psikoloji alanında bireysel ve kurumsal hizmetler verdiği Motive, bu alanda bilgi birikimi ve tecrübeleriyle adından söz ettiren güçlü bir danışma merkezi olmayı hedefliyor. Pınar Akdemir Gandur, çocuk, ergen ve aile danışmanlığı gibi farklı alanlarda danışmanlık hizmetleri verdiklerini belirtti. 

Stres ilk sırada 

Psikolog Tarık Gandur ise çağın en büyük sorunlarından stresin üstesinden gelebilmek için hem aile hem de kurum içi işbirliğinin önemini dile getirdi. ABD' de yapılan araştırmalara göre psikolojik danışmanlık hizmeti almak için yapılan başvuruların yüzde 60' ının stres ile alakalı olduğunu ve işten ayrılmaların yüzde 40' ının da strese bağlı olduğunun araştırmalarda saptandığını söyleyen Tarık Gandur, bu sebeple Motive' de stres ile başa çıkma programlarına çok önem verdiklerini söyledi. Bireysel ve kurumsal programlarla kişilerle etkileşim içinde ve uygulamalı gruplar halinde streste başa çıkma becerilerini kazandırmayı hedeflediklerini belirtti. 

Anne Baba Tutumları - Kanal35

Anne Baba Tutumları - Kanal35
13 / 10 / 2012

Anne Baba Tutumları - Kanal35

Anne Baba Tutumları - Kanal35

Eklenme Tarihi: 13 / 10 / 2012

Haberimizin videosunu izlemek için aşağıdaki linki ziyaret edebilirsiniz.


Çocuğunuzu Sınav Stresinden Koruyun! - Yenikadin.com

Çocuğunuzu Sınav Stresinden Koruyun! - Yenikadin.com
12 / 03 / 2012

Çocuğunuzu Sınav Stresinden Koruyun! - Yenikadin.com

Çocuğunuzu Sınav Stresinden Koruyun! - Yenikadin.com

Eklenme Tarihi: 12 / 03 / 2012

Çocuklar için hayati önem taşıyan sınav dönemi yaklaşıyor. Peki çocuğunuz psikolojik olarak bu sınava hazır mı?

Sınav stresinin, çocuğunuzun bütün yıl yaptığı çalışmaları olumsuz etkilemesini istemiyorsanız, bu belirtilere dikkat edin... 

Ülkemizde "sınav sezonunun" açıldığı şu günlerde birçok öğrenci sınav günü yaşadığı heyecan ve kaygı yüzünden sınavlarda istediği başarıyı yakalayamıyor. 

Sınav kaygısı konusunda İzmir'de çalışmalarını yürüten Motive Psikolojik Hizmetler' in uzmanları, sınav kaygısının etkilerini ve bu kaygının nasıl üstesinden gelineceğini anlattılar. 

Yüksek Beklenti Stresi Arttırıyor

Sınav kaygısının bir performans kaygısı türü olduğunu belirten Psikolog/ Uzman Psikolojik Danışman Pınar Akdemir Gandur, yüksek beklentilerin sınav kaygısı riskini arttırdığını belirtirken, sözlerine şöyle devam etti: 

Sınav Kaygısının Nedenleri Neler?

"Sınav kaygısını oluşturan pek çok neden olabilir, ancak çalışmalarımızda gördüğümüz kadarı ile temel nedenleri şu şekilde sıralayabiliriz: 

1- Ailenin ve eğitim verenlerin beklenti düzeylerinin yüksek olması, çocuğa ya da gence başarı hırsıyla yaklaşılması, onun yapabileceğinden daha fazla başarı göstermesi için zorlanması, 

2- "Ailemi hayal kırıklığına uğratacağım", "Sınavı kazanamazsam tüm hayatım biter", "Ablam/abim kadar başarılı olamayacağım", "Sınavda tüm bildiklerimi unutacağım", "Ya sınavda başıma kötü bir şey gelirse" gibi sınav ve sonucu ile ilgili olumsuz beklentiler ve düşünce kalıpları, 

3- Konu eksiklerini gidermeye yönelik çalışmak, konuları çalışmaya geç başlamak, çalışma zamanını etkili planlamamak, eksik tekrar yapmak, 

4- Uykusuzluk, yeterli ve etkili dinlenememek, yanlış beslenme." 

Sınav Kaygısı kişinin fiziksel, duygusal, zihinsel, davranışsal ve sosyal olmak üzere beş yaşam alanını etkilediğini belirten Gandur, sınav kaygısının genel belirtilerini şu şekilde sıraladı: 

Sınav Kaygısının Belirtileri Neler? 

1- Mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, baş dönmesi, karın ağrısı, titreme, çarpıntı gibi fiziksel belirtiler, 

2- Huzursuzluk, sinirlilik, gerginlik, korku, panik gibi duygusal belirtiler, 

3- Çalışmalarını planlama, olumlu ve doğru düşünme, konsantrasyonu sağlama, çalıştığı konuları hatırlama gibi konularda güçlük yaşama gibi zihinsel belirtiler, 

4- Uykuda düzensizlik (aşırı uyuma ya da uykusuzluk çekme), ders çalışmaktan kaçma ya da ders çalışmayı erteleme gibi davranışsal belirtiler, 

5- Aile ve arkadaş çevresinden tamamen uzaklaşma, yalnızlaşma, sosyal ortamlardan uzak durma ya da aşırı sosyalleşerek ders çalışmayı erteleme gibi sosyal belirtiler görülebilir. 

Sınav Kaygısının Etkileri Neler?

Psikolog Tarık Gandur ise sınav kaygısının etkilerinin oldukça yıkıcı olabileceğine dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti: 

"Sınav kaygısı kişinin gün içinde enerjisini verimli bir biçimde kullanmasına engel olur. Kişi dikkatini ve gücünü çalışmaya yönlendirmekte zorluk çeker. Dolayısıyla kişi gerçek potansiyeline ulaşamaz ve istediği performansı sergileyemez. Bu da kişinin mutsuz, bıkkın olmasına yol açar ve kişiyi umutsuzluğa iter." 

Sınav kaygısının üstesinden gelmenin mümkün olduğunun altını çizen Tarık Gandur, sınav kaygısı ile mücadele edenler için şu önerilerde bulundu: 

Sınav Kaygısının Üstesinden Gelmek İçin Neler Yapmalı?

1- Sınavın sonucuna değil, sınava hazırlık sürecine odaklanın! Daha hazırlık sürecindeyken sınav anını ve sonucunu düşünüp durmanız, sizin günlük çalışma planınızı verimli geçirmenizi engellediği gibi, tüm dikkatinizi ve zihinsel enerjinizi dağıtarak zamanınızı boşa harcamanıza neden olur. 

2- Gerçekçi olmayan olumsuz düşüncelerden uzak durun! Bunun yerine zihinsel enerjiniz yeni bilgileri öğrenmek ve var olan bilgilerinizi korumak için kullanın. 

3- Kendinizi çevrenizdekilerle kıyaslamayın! 

4- Günlük çalışma planınıza uygun hareket edin. Çok çalışmanız değil, doğru ve etkili çalışmanız önemli! 

5- Çalışma planınızı yaparken hobileriniz ve keyifleriniz için de zaman ayırın. Kendinize, motivasyonunuzu artıracak molalar ve ödüller verin. 

6- Ailenizden, öğretmenlerinizden, okulunuzdaki veya dershanenizdeki rehber öğretmeninizden destek istemekten çekinmeyin. 

7- Nefes ve gevşeme egzersizi gibi rahatlama teknikleri, kaygınızı azaltmada önemli ve etkili bir tekniktir. Bir uzmanın yönlendirmesiyle bu teknikleri uygulayabilirsiniz. 

Anne ve babalara da önemli bir görev düştüğünü belirten Pınar Gandur ise ailelerin dikkat etmesi gereken bazı noktalar olduğunu belirtti: 

Anne Babalara Öneriler

1- Çocuğunuzun ilgi, beceri ve kapasitesini iyi tanımanız çok önemlidir. Yapabileceğinden daha fazlasını çocuğunuzdan beklemeyin. 

2- Çocuğunuzun kaygılarını sizinle paylaşmasına izin verin. Nelerin onu kaygılandırdığını anlamaya çalışın. 

3- "Bu tembellikle sen hiçbir yeri kazanamazsın", "Senin kapasiten yok" gibi yapıcı olmayan ve çocuğunuzun kişiliğine yönelik eleştirilerden ve etiketlemelerden uzak durun. Unutmayın ki sınav, çocuğunuzun kişiliğini değil, akademik bilgisini ölçer. 

4- "Bak, Ahmet amcanın oğlu Erdem ne kadar başarılı, kesin kazanacak" gibi ifadelerle, çocuğunuzu çevrenizdeki yaşıtlarıyla kıyaslamayın. 

5- Koşullarınız ve çocuğunuzun sınav sonucu ne olursa olsun çocuğunuzu sevdiğinizi, ona sözlerinizle ve davranışlarınızla belli edin. 

6- Çocuğunuzun uyumlu, güçlü, başarılı yanlarını destekleyin ve pekiştirin. 

7- Etkili bir çalışma planında, çocuğunuzun eğlenmesi için de dozunda fırsatlar yaratmasına yardımcı olun. 

Sınav kaygısının önemli bir sorun olduğunun ve dikkate alınması gerektiğinin altını çizen Tarık Gandur, tüm çabalara rağmen sınav kaygısı çözülemiyorsa mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini söyledi. Gandur sözlerine şöyle devam etti: 

"Sınav kaygısı önemli bir sorun ama çözümü de mümkün. Hem bireysel hem de grupla danışmanlık yolu ile, sınav kaygısı belirtilerinin yukarıda açıkladığımız beş alanına yönelik özel çalışmalar ile, sorunun genellikle 5-6 seansta çözülebildiğini söyleyebilirim." 

Motive Psikolojik Hizmetler’den Anaokulu ve Kreşlere Yönelik Psikolojik Destek Hizmetleri - Kurumsalhaberler.com

Motive Psikolojik Hizmetler’den Anaokulu ve Kreşlere Yönelik Psikolojik Destek Hizmetleri - Kurumsalhaberler.com
17 / 01 / 2013

Motive Psikolojik Hizmetler’den Anaokulu ve Kreşlere Yönelik Psikolojik Destek Hizmetleri - Kurumsalhaberler.com

Motive Psikolojik Hizmetler’den Anaokulu ve Kreşlere Yönelik Psikolojik Destek Hizmetleri - Kurumsalhaberler.com

Eklenme Tarihi: 17 / 01 / 2013

İzmir’de 2011 yılında kurulan Motive Psikolojik Hizmetler, anaokullarına ve kreşlere yönelik psikolojik hizmetler ile çocukların ve velilerin uygun maliyetli psikolojik rehberlik ve danışma hizmeti almalarını sağlıyor.

Okul öncesi eğitim çocukların gelişimi açısından oldukça önemli bir yer tutuyor. Okul öncesi eğitim sürecindeki çocuklara, uzmanlar tarafından yapılacak yerinde müdahalelerin, ileride onların daha sağlıklı birer genç ve yetişkin olmasına yönelik önemli bir etki yaratacağının altını çizen Motive Psikolojik Hizmetler kurucu ortağı Psikolog Pınar Akdemir Gandur; bu gerçeğin bilincinde olan uzman ve deneyimli okul öncesi eğitim kurumlarını daha da güçlendirmek amacı ile anaokulu ve kreşlere yönelik danışmanlık hizmetlerini başlattıklarını belirtti.

Çocukların değerlendirilmesinden, eğitimi veren öğretmenlerin yönlendirilmesine, ihtiyaç duyulan konularda ailelere yönelik seminerlerden, velilere danışmanlık hizmeti vermeye kadar geniş bir yelpazede hizmet sunduklarını belirten Gandur; ilerleyen dönemlerde bu hizmetlerine yenilerini ekleyerek bu alanda çalışan kurum ve kuruluşların güvenilir bir çözüm ortağı olmayı hedeflediklerini dile getirdi.

Mutlu Bir İlişkinin İpuçları - Hastane.com.tr

Mutlu Bir İlişkinin İpuçları - Hastane.com.tr
17 / 04 / 2012

Mutlu Bir İlişkinin İpuçları - Hastane.com.tr

Mutlu Bir İlişkinin İpuçları - Hastane.com.tr

Eklenme Tarihi: 17 / 04 / 2012

Peki ya sağlıklı bir ilişki için sağlıklı iletişimin en az sevgi kadar önemli olduğunu biliyor musunuz?

İzmir’ de hizmet veren Motive Psikolojik Hizmetler Aile Danışma Merkezi’ nden Psikolog ve Uzman Psikolojik Danışman Pınar Akdemir GANDUR, ilişkilerindeki problemleri çözerek ilişkilerini canlandırmak ve bir ömür boyu “sevgili” kalmak isteyen çiftler için mutlu ilişkilerdeki etkili iletişime dair çok önemli ipuçlarını paylaştı.

Bir ilişkinin/ evliliğin kötü gitmesinin nasıl önlenebileceği ya da zaten kötü giden bir evliliğin nasıl kurtarılabileceği ile ilgili olarak, ana kuralın “iletişimi ve anlaşmazlıkları çözmeyi öğrenmek” olduğunu söyleyen Pınar Gandur: “Mutlu çiftlerin, boşanmış ya da mutsuz çiftlere göre daha uzun ve daha sağlıklı bir yaşamları oluyor. Çünkü mutsuz bir evlilikte çiftler kendilerini hem fiziksel hem de duygusal açıdan stres altında hissediyorlar. Bu da çiftlerin mutsuzluklarını daha da derinleştiriyor. Oysa ilişkide mutluluğu ve doyumu yakalamak çiftlerin elinde. Çiftler kendi aralarında ortaklık sağladıkları, çatışmaları nasıl çözebileceklerini öğrendikleri ve birbirlerine sevgilerini gösterdikleri müddetçe ilişkilerindeki doyum daha da artacaktır.”dedi.

İşte mutlu bir ilişkinin püf noktaları:

İlişkinizin Sevgi Pusulası

Sevgi, hayranlık ve şefkat, mutlu ve uzun süreli bir ilişkinin en önemli öğeleridir. Mutlu çiftler, eşlerinin kusurları olduğunu bilseler bile, birbirlerinin saygıya layık olduğunu düşünerek hareket ederler. Bir evlilikte ya da ilişkide sevgi, hayranlık ve şefkat duygularının olması gerekir. Bu duygularınızı canlandırmak için eşinizi neden sevdiğinizi biraz düşünün. Onun takdir ettiğiniz, güçlü bulduğunuz, olumlu gördüğünüz yönleri neler? Bunları gözden geçirmeniz, duygularınızı anlamanızı kolaylaştıracaktır. Günlük yaşamın sıkıntı ve telaşı içinde birbirinize değer verdiğinizi fiziksel ve duygusal temasla hissettirmeniz çok önemlidir.

Yakınlaşın ve Ortaklık Sağlayın

Günlük etkileşimlerinizi hafife almayın. Birlikte yemek yemek, kahve içmek, güzel bir film izlemek, bir konu üzerinde en azından 5-10 dakika sohbet edebilmek gibi sıradan sayılan zamanlar, aslında evliliğin dengesini sağlayan güçlerdir. Kısa süreli dahi olsa birlikte yaptığınız her etkinlik, ilişkinizdeki ortaklığı güçlendirir. Çift olarak birlikte yapmaktan keyif aldığınız etkinliklerin bir listesini yapın ve listeden birini seçerek “biz” enerjinizi gerçekleştirin.

Eşinizle Konuşma Şekliniz

İyi bir iletişim kurmak, sadece iyi konuşmakla ilgili değildir. İyi ve etkili iletişim kurmanın ilk basamağının iyi bir dinleyici olmaktan geçtiğini unutmayın. Eşinizin söylediklerini sadece duymak değil dikkat vererek dinlemeniz ve ona dinlediğinizi hissettirmeniz çok önemli. Sadece etkili dinleme becerisini kullanmanız bile pek çok sorunun oluşmasını engeller. Sadece dinleyici kalmanın ya da hep dinleyen taraf olmanın, ilişkide tek başına yeterli olmayacağını belirten Pınar Gandur, “Çiftler birbirleriyle konuşurken çoğu kez ya suçlayıcı ya da savunucu bir üslup olan “sen dili” ni kullanıyorlar. ‘Sen ne biçim erkeksin/kadınsın, senden adam olmaz, bıktım senden!’ şeklinde bu ifadeler ilişkinin her seferinde daha çok yıpranmasına yol açıyor. Bu ifadelerin yerine ‘Beni dinlemediğin zamanlarda kızgınlığım artıyor, benimle konuşmadığında kendimi ihmal edilmiş hissediyorum’ gibi “ben dili” ifadelerini kullanmak tartışmanızın kavgaya dönüşmesini engelleyecektir.” dedi. Her iş gününün sonunda mutlaka stresinizi azaltacak bir konuşma yapmanız, karşılıklı sohbet etmeniz size ve eşinize iyi gelecektir.

Çözülebilir Sorunlarınızı Çözün

Günlük yaşantınızın içinde kolayca ele alınabilecek bir durumu büyük bir sorun haline getirmeden önce baş başa oturarak durum değerlendirmesi yapın. Ortadaki sorundan yakınsanız dahi, asla suçlayıcı olmayın, sadece olanları ve bunların sizin üzerinizdeki duygusal etkilerini anlatın. Aranızdaki meseleleri biriktirmeyin. Var olan sorun neyse sadece bununla ilgili konuşun. Konuşurken sürekli geçmişe dönmeniz, şu anda var olan sorunu çözmenizi engeller. Her hafta bir gün seçerek, o hafta neler yapmayı planladığınızı eşiniz ile paylaşabilirsiniz. Karşılıklı neler yapacaklarınızı öğrenebilirsiniz. Bunun amacı asla karşı tarafı sorgulamak ya da birbirinize hesap vermek değildir. Birbirinizden haberdar olduğunuzda, ortak geçireceğiniz her vakit için daha doğru bir zamanlama yaratmış olacağınız gibi, çözmek istediğiniz sorunlarınızla ilgili de en uygun zaman aralığını belirlemiş olursunuz.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir? Nasıl Tedavi Edilir? - Psikoloji.com.tr

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir? Nasıl Tedavi Edilir? - Psikoloji.com.tr
29 / 02 / 2012

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir? Nasıl Tedavi Edilir? - Psikoloji.com.tr

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir? Nasıl Tedavi Edilir? - Psikoloji.com.tr

Eklenme Tarihi: 29 / 02 / 2012

“Çocuğum öğretmenini hiç dinlemiyor.” “Kızımız/ oğlumuz kıpır kıpır, yerinde duramıyor.” “Aklı sürekli ders dışında, evde de bir türlü ödev yapmak bilmiyor.” “Ödevlerinde sürekli hatalar yapıyor.” “Çocuğumla konuştuğumda beni dinlemiyormuş gibi görünüyor.” “Dışarıdan gelen en ufak bir ses ya da görüntü, onun dikkatini çok kolay dağıtıyor.” “Çocuğum çok konuşuyor, sürekli hareket halinde, adeta kurulmuş bir motor gibi.”

Eğer bu ve buna benzer cümleler size tanıdık geliyorsa, çocuğunuzun gelişimiyle ilgili bir uzmana danışmanızın vakti gelmiş demektir. Ancak, sadece yukarıdaki cümlelerde yer alan özelliklere dayanarak sizin bir tanı koymanız ya da çocuğunuzu etiketlemeniz, hem çocuğunuz hem de sizin için yaralayıcı olacaktır.

Yukarıdaki şikayetlerle ailecek bir uzmanın kapısını çaldınız.. Çocuğunuz değerlendirildikten sonra “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu” tanısı aldığında, zihninizden ilk geçen düşünce şu olur: “Peki ya şimdi biz ne yapacağız?” Aile olarak ne yapmanız gerektiğini konuşmadan önce, dikkat eksikliği nedir, belirtileri ve etkileri nelerdir, öncelikle bunları değerlendirelim.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), sık karşılaşılan bir bozukluktur ve okul öncesi dönemden yetişkinliğe dek sürebilir. Tedavi edilmediğinde çocuğun akademik başarısından, duygusal gelişimine ve sosyal ilişkilerine kadar pek çok alanda sorunlar yaşanmasına sebep olur ancak, aynı zamanda başarı ile tedavi edilebilmesinden dolayı da çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında önemli bir yere sahiptir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun tanısını koymak için, bu belirtilerin 7 yaşından önce başlaması, hem okulda hem evde yukarıda bahsedilen şikayetlerin görülmesi ve süreklilik göstermesi gerekir. Eğer sorun sadece evde yaşanıyorsa, çocuğun okuldaki davranışlarında hiçbir problem gözlemlenmiyorsa, o zaman dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumunun değil, aile içi iletişimin, anne- baba tutumlarının, disiplin sorunlarının üzerinde durulması gerekir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’ nun üç tipi vardır:

  1. Dikkat eksikliğinin önde olduğu tip: Dikkat eksikliği belirtileri ön plandadır. Aşırı hareketlilik ve dürtüsellik ya yoktur ya da tanı alacak kadar şiddetli değildir.

  2. Aşırı hareketliliğin önde olduğu tip: Aşırı hareketlilik ve dürtüsellik ön plandadır. Dikkat eksikliği belirtileri tanı alacak kadar şiddetli değildir.

  3. Birleşik tip: Hem dikkat eksikliği, hem de aşırı hareketlilik dürtüsellik belirtileri tanı alacak kadar şiddetlidir.

Okul öncesi dönemdeki çocuklar genelde hareketli oldukları ve özdenetimleri yetersiz olduğu için, bu dönemdeki çocuklara dikkat eksikliği ve hiperaktivite tanısı koymak zordur. Bu dönemde davranışsal öneriler ve düzenli takiplerle çocuğu okula başlama yaşına dek izlemek ve aileye de danışmanlık hizmeti vermek önemlidir.

Pek çok kişinin bildiğinin aksine, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu zekadan bağımsızdır, her zeka düzeyinde görülebilir. Çocuğun zeka düzeyi normal olsa da, çocuğun dürtüsel davranışları ve dikkatindeki dağılmalar, onun sınıf düzeyinin gerisinde kalmasına neden olabilir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların okul durumlarında dikkat çekici olan bir diğer özellik de, değişken performanslarıdır. Bu çocuklar, aynı dersten bazen çok düşük, bazen çok yüksek notlar getirebilirler. Ev ortamında ise sorumluluk almaktan kaçınabilirler, evin düzenine ve kurallarına uymaktan hoşlanmazlar.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu yaşam boyu süreklilik gösterebilen bir bozukluktur. Yaş ilerledikçe hiperaktivite belirtileri daha az gözlemlenirken, dürtüsellik ve dikkat dağınıklığı devam eder. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan gençlerde aile ilişkilerinde ve sosyal yaşamlarında çatışmalar, ilişki bozuklukları, içsel huzursuzluk, yüksek riskli davranışlara yönelme (hızlı araç kullanma, madde kullanımı, erken cinsel deneyim vb.) daha sık görülür. Gencin dikkatsizliği ve bilişsel sorunları nedeniyle okul başarısı etkilenir. Daha ileri yaşlarda, yetişkinlik döneminde ise planlarını tamamlayamama, bir etkinliği bitirmeden diğerine geçme ve duygu durumunun sürekli değişmesi gibi belirtiler görülebilir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun ne olduğunu, etkilerini kısaca gözden geçirdikten sonra, aklınıza şu düşünce gelecektir: “Peki, bu nasıl tedavi edilecek? Çocuğumuzun anne ve babası olarak biz ne yapacağız?” Okul öncesi dönemden itibaren başlayabilen, okul ve ergenlik dönemi ile birlikte yetişkinlikte dahi sürebilen “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite”nin tedavisi nasıl olur?

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu süreklilik gösteren bir bozukluluk olduğu için, tedavisinin de uzun dönemli ve çok yönlü planlanması gerekir. Bu bozukluğun tedavisinde hem psikososyal hem tıbbi yaklaşımları içeren bir tedavi yaklaşımının uygulanması etkili olmaktadır.

Doğru tanı ve sonrasında doğru tıbbi müdahale (ilaç tedavisi) için öncelikle bir çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanına başvurmanız gerekmektedir. Eğer çocuğunuza tanı konduysa ve ilaç tedavisi başlandıysa, ikinci basamak hem çocuğunuzun hem sizin psikososyal yardım almasıdır. Bir psikologdan ya da psikolojik danışmandan bu konuda yardım aldığınız takdirde, hem çocuğunuzun dikkat toplama becerisini geliştirmeye ve davranış gelişimini güçlendirmeye yönelik, hem de ailesi olarak sizin nasıl bir tutum sergilemeniz gerektiğine ilişkin danışmanlık hizmeti almanız oldukça etkili olacaktır. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuk ve ergenle çalışırken, çalışmayı sürdüren uzmanın anne-baba-öğretmen işbirliğini sağlaması da çok önemlidir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ile ilgili psikososyal destek sürecinde anne ve baba ile yaptığımız görüşmelerde, çocuklarının hastalıklarının birçok nedene dayandığı, gösterdikleri davranışları bilerek ve isteyerek yapmadıkları, kalıtımsal ve biyolojik nedenlerin bu davranışlarda etkili olduğunu muhakkak belirtiyoruz. Bu süreçte sizlerin, çocuğunuzun güçlü ve güçsüz yönlerini daha iyi tanımanız oldukça önemli. Anne ve baba olarak, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklarınıza açık, net ve kısa mesajlar vermeniz, bazı davranışlarını görmezden gelirken, ödül ve ceza sistemini etkili bir şekilde kullanmayı öğrenmeniz gerekir. Kesin olarak yapılmasını istediğiniz davranışlarla, izin vereceğiniz davranışları, çocuklarınızla daha önceden konuşmanız ve kararlı olmanız gerekir.

Çocuğunuz ev dışında sosyal ve sportif faaliyetlere katılmalıdır. Bu faaliyetler çocuğunuzun yaşına, gelişimine, ilgi ve becerilerine uygun olmalı, faaliyetler ona yük getirmemeli, tam tersine keyif vermelidir.

Çocuğunuzun özellikle okulda yaşadığı güçlüklerin öğretmeni tarafından doğru algılanması önemlidir. Çocuğunuzun sorununun özelliklerini öğretmeni ile sık sık konuşmanız etkili olacaktır.

Çocuğunuza açıklama yaparken onu azarlamadan, eleştirmeden, küçük düşürmeden, başkalarıyla onu kıyaslamadan yaklaşmanız en etkili yöntemdir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuğunuza önce düşünüp sonra davranmanın, önce düşünüp sonra konuşmanın öğretilmesi gerekir.

Doğru tanı ve doğru bir tedavi yaklaşımının yanı sıra, bir uzmanın da yardımıyla anne- baba olarak sizlerin de en uygun tutum ve yaklaşımı benimsemeniz ve uygulamanız sonucunda; Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun çocuğunuz üzerinde yarattığı olumsuz etkileri en aza indirgemenin, doğru ve etkili baş etme yollarını çocuğunuza kazandırmanın mümkün olduğunu unutmayın.

Pınar Akdemir GANDUR

Psikolog- Uzman Psikolojik Danışman

Motive Psikolojik Hizmetler & Aile Danışma Merkezi

www.motive.com.tr

Sınav Kaygısı Kaderiniz Olmasın - Psikoloji.com.tr

Sınav Kaygısı Kaderiniz Olmasın - Psikoloji.com.tr
19 / 03 / 2012

Sınav Kaygısı Kaderiniz Olmasın - Psikoloji.com.tr

Sınav Kaygısı Kaderiniz Olmasın - Psikoloji.com.tr

Eklenme Tarihi: 19 / 03 / 2012

Sınav kaygısının bir performans kaygısı türü olduğunu belirten Psikolog/ Uzman Psikolojik Danışman Pınar Akdemir Gandur, yüksek beklentilerin sınav kaygısı riskini arttırdığını belirtirken, sözlerine şöyle devam etti:

Sınav Kaygısının Nedenleri

“Sınav kaygısını oluşturan pek çok neden olabilir, ancak çalışmalarımızda gördüğümüz kadarı ile temel nedenleri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Ailenin ve eğitim verenlerin beklenti düzeylerinin yüksek olması, çocuğa ya da gence başarı hırsıyla yaklaşılması, onun yapabileceğinden daha fazla başarı göstermesi için zorlanması,
  • “Ailemi hayal kırıklığına uğratacağım”, “Sınavı kazanamazsam tüm hayatım biter”, “Ablam/abim kadar başarılı olamayacağım”, “Sınavda tüm bildiklerimi unutacağım”, “Ya sınavda başıma kötü bir şey gelirse” gibi sınav ve sonucu ile ilgili olumsuz beklentiler ve düşünce kalıpları,
  • Konu eksiklerini gidermeye yönelik çalışmak, konuları çalışmaya geç başlamak, çalışma zamanını etkili planlamamak, eksik tekrar yapmak,
  • Uykusuzluk, yeterli ve etkili dinlenememek, yanlış beslenme.”

Sınav Kaygısı kişinin fiziksel, duygusal, zihinsel, davranışsal ve sosyal olmak üzere beş yaşam alanını etkilediğini belirten Gandur, sınav kaygısının genel belirtilerini şu şekilde sıraladı:

Sınav Kaygısının Belirtileri

  • Mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, baş dönmesi, karın ağrısı, titreme, çarpıntı gibi fiziksel belirtiler,
  • Huzursuzluk, sinirlilik, gerginlik, korku, panik gibi duygusal belirtiler,
  • Çalışmalarını planlama, olumlu ve doğru düşünme, konsantrasyonu sağlama, çalıştığı konuları hatırlama gibi konularda güçlük yaşama gibi zihinsel belirtiler,
  • Uykuda düzensizlik (aşırı uyuma ya da uykusuzluk çekme), ders çalışmaktan kaçma ya da ders çalışmayı erteleme gibi davranışsal belirtiler,
  • Aile ve arkadaş çevresinden tamamen uzaklaşma, yalnızlaşma, sosyal ortamlardan uzak durma ya da aşırı sosyalleşerek ders çalışmayı erteleme gibi sosyal belirtiler görülebilir.

Sınav Kaygısının Etkileri

 Psikolog Tarık Gandur ise sınav kaygısının etkilerinin oldukça yıkıcı olabileceğine dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti:

“Sınav kaygısı kişinin gün içinde enerjisini verimli bir biçimde kullanmasına engel olur. Kişi dikkatini ve gücünü çalışmaya yönlendirmekte zorluk çeker. Dolayısıyla kişi gerçek potansiyeline ulaşamaz ve istediği performansı sergileyemez. Bu da kişinin mutsuz, bıkkın olmasına yol açar ve kişiyi umutsuzluğa iter.”

 Sınav kaygısının üstesinden gelmenin mümkün olduğunun altını çizen Tarık Gandur, sınav kaygısı ile mücadele edenler için şu önerilerde bulundu:

Sınav Kaygısının Üstesinden Gelmek İçin

  • Sınavın sonucuna değil, sınava hazırlık sürecine odaklanın! Daha hazırlık sürecindeyken sınav anını ve sonucunu düşünüp durmanız, sizin günlük çalışma planınızı verimli geçirmenizi engellediği gibi, tüm dikkatinizi ve zihinsel enerjinizi dağıtarak zamanınızı boşa harcamanıza neden olur.
  • Gerçekçi olmayan olumsuz düşüncelerden uzak durun! Bunun yerine zihinsel enerjiniz yeni bilgileri öğrenmek ve var olan bilgilerinizi korumak için kullanın.
  • Kendinizi çevrenizdekilerle kıyaslamayın!
  • Günlük çalışma planınıza uygun hareket edin. Çok çalışmanız değil, doğru ve etkili çalışmanız önemli!
  • Çalışma planınızı yaparken hobileriniz ve keyifleriniz için de zaman ayırın. Kendinize, motivasyonunuzu artıracak molalar ve ödüller verin.
  • Ailenizden, öğretmenlerinizden, okulunuzdaki veya dershanenizdeki rehber öğretmeninizden destek istemekten çekinmeyin.
  • Nefes ve gevşeme egzersizi gibi rahatlama teknikleri, kaygınızı azaltmada önemli ve etkili bir tekniktir. Bir uzmanın yönlendirmesiyle bu teknikleri uygulayabilirsiniz.

Anne ve babalara da önemli bir görev düştüğünü belirten Pınar Gandur ise ailelerin dikkat etmesi gereken bazı noktalar olduğunu belirtti:

Anne Babalara Öneriler

  • Çocuğunuzun ilgi, beceri ve kapasitesini iyi tanımanız çok önemlidir. Yapabileceğinden daha fazlasını çocuğunuzdan beklemeyin.
  • Çocuğunuzun kaygılarını sizinle paylaşmasına izin verin. Nelerin onu kaygılandırdığını anlamaya çalışın.
  • “Bu tembellikle sen hiçbir yeri kazanamazsın”, “Senin kapasiten yok” gibi yapıcı olmayan ve çocuğunuzun kişiliğine yönelik eleştirilerden ve etiketlemelerden uzak durun. Unutmayın ki sınav, çocuğunuzun kişiliğini değil, akademik bilgisini ölçer.
  • “Bak, Ahmet amcanın oğlu Erdem ne kadar başarılı, kesin kazanacak” gibi ifadelerle, çocuğunuzu çevrenizdeki yaşıtlarıyla kıyaslamayın.
  • Koşullarınız ve çocuğunuzun sınav sonucu ne olursa olsun çocuğunuzu sevdiğinizi, ona sözlerinizle ve davranışlarınızla belli edin.
  • Çocuğunuzun uyumlu, güçlü, başarılı yanlarını destekleyin ve pekiştirin.
  • Etkili bir çalışma planında, çocuğunuzun eğlenmesi için de dozunda fırsatlar yaratmasına yardımcı olun.

Sınav kaygısının önemli bir sorun olduğunun ve dikkate alınması gerektiğinin altını çizen Tarık Gandur, tüm çabalara rağmen sınav kaygısı çözülemiyorsa mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini söyledi. Gandur sözlerine şöyle devam etti:

“Sınav kaygısı önemli bir sorun ama çözümü de mümkün. Hem bireysel hem de grupla danışmanlık yolu ile, sınav kaygısı belirtilerinin yukarıda açıkladığımız beş alanına yönelik özel çalışmalar ile, sorunun genellikle 5-6 seansta çözülebildiğini söyleyebilirim."